Paris... Ondan bundan...

İş, güç, müşteriler, desenler, kumaşlar, yenilikler derken koşuşturma ile geçen bir haftanın ardından bütün gün aç kalan bünyeye akşam hoş sohbetle yüklenen lezzetlerin eklediği bir kaç kilo, uzun yürüyüş ve koşturmaların ayak ağrısı  ve bulabildiğim her fırsatta sokak sokak arşınlarken çektiğim vitrin fotoğrafları ile döndüm geriye.  Cafe de Flore de yorgunluğumuzu alan Kir Royal veya otelimize doğru önünden geçerken Garfield gibi vitrinine yapışmamak için kendimi zor tuttuğum Maison Kayser'in makaronları bana kalsın size gezip gördüklerimi anlatayım.


Paris'e bu sanırım 16. ziyaretim, birer hafta kaldığımı da hesaba katarsak 4 ayımın orada geçtiğini hemen her sokağını arşınlamaya çalıştığımı söylesem de her gidişimde yepyeni bir şey keşfettiğim bu şehirde ilham alınacak bir şeyler var her daim. Pazar yerindeki çiçekçideki buketler veya cadde üzerinde karşınıza çıkıp sizi viyrinine bile hayran bırakan çikolata dükkanları bile bir şeyler hatırlatıyor insana.



Her ne kadar markaların son koleksiyonlarını görmek için Printemps, La Fayette veya Bon Marche'yi görmelisiniz desem de benim favori mekanlarım hem yüksek market markaları hem de yerel küçük butikleri bir arada bulabileceğiniz ST. Germain civarı,  Bit pazarı ve eğer tekstille, kumaşla ilgiliyseniz kumaş toptancıları. Paris'te turistik olmayan mekan bulabilmek zor, ama ne kadar yerel butik bulabilirseniz o kadar iyi. Her zaman bahsettiğim gibi Colette de mutlaka görülmeli.


Gelelim vitrinlere. Kışlıkların indirimde olduğu bu dönem için fiyatların bindirilip öyle indirilmiş göründüğünü söylemeliyim. Zaten yeni sezonu açan maraların vitrinleri dururken insanın içinden en canlı rengi saks olan koyu vitrinlere bakmak bile gelmiyor. Oysa Prada, LV, Gucci rengarenk. Hermes ve Kenzo'nun vitrinleri harikulade. Dikkat çeken iki ana grup var. Vitrinler ya naturel ve-veya pastel tonlara bezenmiş ya da çok canlı güneş renklerinde. Karpuz kırmızısı ucuz perakendeciden en yüksek markaya kadar her yerde. Monoprix de bile şahane hasır çantalar var. Bu renk bir çantayı HM den 15 Euro ya da alabiliyorsunuz.






Ama o takılar yok mu? İşte onlar mıhlıyor insanı o camın önüne. Yaz yaklaşırken şunlar alınmaz da ne yapılır?  Yaz nasıl beklenir? Nasıl???


Velhasıl oralarda vitrinler çok renkli, darısı bizimkilerin başına. Haydi elinizi çabuk tutun, yaz geldi geliyor...

Dip sos:. Vitrinlerden detaylar yakında burada...

2 yorum:

Coşkun Hürsel dedi ki...

Turkuazlı gümüşlü takılar bizim telkari işlerine ne çok benziyor!

Hep merak etmişimdir, Hermes, Prada, Dior, Gucci... Bu markaların dünyanın her önemli kentinde mağazaları var, ama acaba Paris, Londra, NY, LA... ve hatta İstanbul'dan hangisinde alışveriş yapmak daha güzel diye. Moda zevkine güvendiğim bir kadın bana "Mağazalarda kendimi en rahat hissettiğim yer Milan" demişti. Sizce?

Aslı Cin dedi ki...

:) Her şehrin kimliği o ürünlere farklı bir bakış geliştiriyor bence. Çevremizde gördüklerimiz , gördüğüöüz tarzlar bir süre sonra beğenilerimizi de etkiliyor. Dikkat ediyorum NY kıyafet alırken Paris'ten genellikle aksesuar alıyorum.

Toolbar